4 Aralık 2017 Pazartesi

Maraton ve Kandaki Troponin Degeri Iliskisi



Katildiginiz butun maraton yarislarinda bir zaman siniri oldugunu okumussunuzdur. Bunun ilk sebebi, yaris sebebiyle arac trafigine kapatilan yollarin bir sure sonra acilarak yarisa katilmayan insanlarin ulasimina izin vermektir. Bunu herkes bilir veya tahmin edebilir. Diger bir sebebi ise atletleri koruma amaclidir. Yarisa katilanlarin belli bir kondusyon seviyesine erisip, makul sureler icinde bu uzun mesafeleri katetmeleri konusunda tesvik etmek, yarisi duzenleyenler ve gonulluler icin de araligi belli bir calisma suresi elde etmek icindir. 

Peki neden maratona katilacak kosucularin belli bir kondusyon seviyesine ulasacak sekilde yarisa hazirlanarak gelmeleri istenir? Bunun cevabinda hayati onem tasiyan bir sebep bulunur; 

Cesitli maratonlarda sehrin 6 kosucusunun olumunun ardindan Belmont Massachusetts'teki Mclean hastanesinde gerceklestirilmis bir calisma, bu kosucularin maratondan once haftada ortalama 45 kilometreden daha az kosarak bu yarisa hazirlandiklari gercegini aciga cikarmistir.

Bu kisilerin kanlarinda, asiri efor sebebiyle kalpte kayda deger bir hasarin olustugunun gostergesi olan troponin adli proteinin kalintilarina rastlamislardir. 

Troponin veya troponin kompleks, iskelet kasi ve kalp kasinin kasilmasi icin bir butunu olusturan duzenleyici proteinlerin bilesimidir. Miyokard enfarktusu veya kalp kasi hucrelerinin olumunun saptanmasi icin cok hayli ozel bir isarettir.

Hem iskelet, hem de kalp kaslarinda, kas kuvveti uretimi esas olarak hucre ici kalsiyum yogunlugundaki degisimler tarafindan kontrol edilir. Genelde kalsiyum yukseldikce kaslar kasilir ve kalsiyum degeri azaldikca, kaslar gevser.

Ornegin miyokard enfarktusu gosteren yukselmis troponin olcum kriteri WHO (Dunya Saglik Orgutu) tarafindan 
2 μg veya daha ustu olarak belirlenmistir.

Maratonlar, ultramaratonlar ve triatlonlar gibi zorlu dayaniklilik faaliyetleri troponin seviyelerinin artisina sebep olsa da bu yarislara yeterince hazirlanmis sporcularin sagligini olumsuz etkilemesi iliskili degildir. Yuksek troponin T degerleri ayni zamanda polimiyosit (birden fazla kasin iltihabi) veya dermatomiyosit (kaslari etkileyen uzun sureli iltihap rahatsizligi) gibi iltihapli kas rahatsizliklari ceken hastalarda da gorulmustur. Troponinler rabdomiyoliz'de de yukselmistir. (hasara ugramis iskelet kasinin hizli bir sekilde yikima ugramasi durumu) 

2002 yilinda yapilmis bir calismada Boston maratonuna katilanlardan 482'si bitis cizgisinde kan ornegini vermis. Bunlardan %34'u kadin, %20'si 30 yasindan daha genc ve %92'si onceden en az 1 maraton kosmus bireylermis. %68 gibi yuksek bir oranda kosucularin cogunda yaris sonrasi troponin seviyesinde artis 
 (troponin T > or = 0.01 ng/mL or troponin I > or = 0.1 ng/mL), %55'inde kayda deger bir artis (troponin T > or = 0.075 ng/mL or troponin I > or = 0.5 ng/mL) gorulmustur. Kosu tecrubesi eksikligi (onceden 5'ten az sayida maraton kosmus olma) ve genc yas (yasin 30'dan kucuk olmasi) troponin artisiyla iliskilendirilmistir. 

Troponin degerinin yukselmesi bircok sebepten kaynaklanabilir;
1) Kalp krizi
2) Nabiz yuksekligi
3) Akciger embolisi
4) Kalp yetmezligi
5) Bazi tibbi mudahaleler
6) Hazirlanmadan dahil olunan cok uzun sureli ve ayni zamanda cok agir egzersizler ve yarislar


Kisaca kuvvetle muhtemel bu kosucular, maratona yetersiz antrenmanla/hazirlikla katilmislar. Cesitli calismalara gore bir maraton kosmak icin gerekli olan mesafe haftada 60 kilometreye esdegerdir.
Bu miktarda antrenmani yapan herkesin normal kosullar altinda maratonu 6 saatte kosabilmesi gerekir.
Iste bu yuzden bazi maratonlar, etkinlige 6 saatlik zaman siniri belirler. Ornegin Valencia maratonu, bu yil zaman sinirini 5.5 saate indirmistir. Roma maratonu 7 saat iken, New York maratonunda bu sure 8 saattir. 
Valencia maratonunda bir atlet, yari maraton noktasina 3 saatte ulastiginda durmasi ve yarisa devam etmemesi istenir, boylece sagligina zarar gelmemis olur. Digerlerinde ise sadece trafigin acilacagi bilgisi verilerek uyari yapilir.
Zaman siniri sadece sporcuyu korumak icin olsa da cogunlukla sporcu bunu bilmez. 

Simdi tekrar troponin konusuna donelim. Son 30 yil icinde yapilmis arastirmalarin sonucunda, yeterli hazirlik sonucu katildiklari musabakalarda sporculardaki troponin degerlerindeki artisin kalp kasinda bir hasar oldugunun gostergesi olmadigina varilmistir. Bunun sebebi, artan mekanik yuk, PH degisikligi, katekolamin artisi, kabarcik olusumu gibi akut fizyolojik degisikliklerdir. Sporculardaki artan troponin degerleri, maratondan sonraki 48 saat icinde dusme egilimindedir. Bu yuzden miyokard nekroz (doku olumu) durumundan farklidir.  


Amerika'daki Western States 100 Mil (160km) yarisinin 2.si olan Amy Sproston'la beraber Iznik Ultramaratonundayken

Her ne kadar bu ciddi veriler ilk anda gozunuzu korkutsa da bu makaleyi yazmamdaki amac, maraton ve ironman triatlon gibi dayaniklilik branslarinda aslinda vucudumuzun ne kadar fazla fizyolojik degisiklige ugradigina dair bir fikir vermek ve bu yarislara katilimi daha ciddiye alip, gercekten onemseyip, yeterli hazirligi sagladiktan sonra katilmanizi tesvik etmektir.

Saglikli herkes maraton kosup tamamlayabilir ancak yine de siz yeterince hazirlandiginizdan emin oldugunuzda bu yarislara katilin veya yarisa kayit olduktan sonra sorumluluk alip yeterli hazirliginizi bilincli bir sekilde yapin.

Online Kosu & Triatlon Antrenoru, 2:44 Maratoncu
Fatih Buzgan
http://www.fatihbuzgan.com 


27 Kasım 2017 Pazartesi

11th Lake Garda Marathon Report


I had been wanting to update my marathon pb (previous one was 2:45 in Leipzig) for a long while. I knew that this wouldn't be able to happen in my country's limited races (only 4 in whole year, 2 of those are hilly) with no cheerful local audience. So I needed to find a race abroad but where?

@ Leipzig marathon, going for 2:47 while I experienced -4C ice cold start, snow, hail & headwind altogether!

I had heard about the Lake Garda Marathon from a sub3 hour marathon runner when I asked about fast courses within Europe in October. Italy was one of the countries I would love to visit (even to live!) So, this answer excited me and I started to research online about this race, the location, the results from previous years, participants etc.

I had made my mind and I was going to join this race myself anyway but my fastest trainee could benefit from this fast course to make his dream come true; His first sub3 hour marathon! Later, we formed a 4 runner group to run this race, yay!

Knowing a race is going to happen for the 11th time sounds good for the newcomers. When I asked the organizer of the race if they could cover my race fee as a sub-elite level runner, they said "sure". Perfetto!

So we formed a group of 4 runners (2 of my trainees, a friend of us and myself), booked the flights, the hotels, flew to Milan Bergamo with no experience about Italy. We stayed in Milano one day, then took the train to Peschiera del Garda, got on a bus to Garda, then hopped on another bus to our final destination Malcesine. There was a similar climate to our hometown Izmir (westmost of Turkey), so we liked the weather there.

Marvellous place, Lake Garda, it was like eden, even in October

When we arrived at Malcesine (where the race start was), it was an awesome feeling for us to see the nice view of Lake Garda and the race course! My trainees and I were glad about where I had booked our stay; An apartment house only 200mt from the start point! It's really important where you stay for your marathon. It should be either nearby the start or the finish line.

The race was crowded with 30K and full marathon runners, not the most crowded one though but good quantity of participants for such a race with no money award for its winners. The weather was nice, not too cold or too hot. The race kit pick up place was the same place with the race start, 2 minutes walk from our apartment. The pick up was quick and smooth. We even bought a race tee (aside from the jersey given for each registered runner) as a souvenir.

It was chilly in the morning of the marathon. We were so happy that we didn't have to leave our house till the last possible time. We dropped our bags easily, then started to jog and take pee breaks few times. I was in the first row at the start line, how nice! We started as the leading pack of 7 runners. I stayed in the back most of them, as their starting pace was faster than my usual but I didn't want to let them go and run on my own right from the beginning. Silly me! I usually let everyone go, check my pace and effort, go progressive and enjoy taking each runner who has started off too fast.

This time it didn't happen. Maybe running in a new course in a cool morning, rather downhill or very slight uphills (never hurts me as a good hill runner) in the first kilometers or overconfidence! might have prevented me to run my own race. There was a leading guy way ahead of our pack whom we caught around 6k point. Then as we covered more distance, our positions started to change, I still tried to remain as either 6th or 7th of 7 runners. When we arrived at the turning point ( I think it was 13.5k), some of us increased their effort, some remained same. After a short while, I found myself behind one guy, trying to stay behind him. Wow! This is not a half marathon, something must be wrong!

At km 20, I eventually had to let him go and started to run my race at my own effort. The course was perfectly set to let the athletes run in the shade of the mountain when the sun and the increased temps started to hit in the second half of the race but still the heat and the dehydration affected me. Why?

The water was supplied in half filled plastic cups at each station but while you keep running around 15km/h, you unintentionally grab and squeeze the cup from the middle part, ending up with squirting the little amount of water out of the cup. So you get a half sip of water! When your heart rate has been high and the outside temperature keeps rising, you either focus on hydrating yourself better or better decrease your effort. My average heart rate was higher than my previous marathons. It was obvious that I was further dehydrated.

The fast start and dehydration paid itself in the second half with stiffer legs. I was like just moving my body ahead, that's it, nothing more. But, hey I'm a sub 2:50 marathon runner with a 2:45 PB and I came here to better my time! Nice comments from the audience (as well as some 30K runners I passed by) gave extra motivation for sure. "Dai dai!"

Oh, few slower 30K runners were laughing at my running style, probably after I lost my running form with my stiff legs. Sorry guys, they don't give any points from the running form, so when you run the full marathon, you're going to learn it from the first hand :)

I passed few tunnels, it was good and interesting feeling to pass through those dark and cool places. When I was around 40K point, the music and the announcements of the finish place was clear. It was motivational to keep you run further at that point. I like it! The finish line was nice, right in front of a church, next to Torbole beach of Lake Garda. I wish the water was hot to jump in but we were there to run 42.2km, so the outside temperature mattered more than the water :)

My trainee achieved his 1st sub3h marathon, my other trainee completed his 1st 30K race, I got my marathon PR, therefore we were all happy :)

The fruity tart was delicious post race snack along with isotonic fluid and water. I placed 4th overall and my trainee achieved his first sub 3 hour marathon while placing 7th, even receiving a bottle of local olive oil! Yay! :)


They provided a free return ticket to take the ferry to Malcesine (the start), it was good to view the Lake and its surroundings among dozens of exhausted but happy marathon finishers :)
Thank you for putting your effort to organize such a nice race in one of the best places a runner can travel to and compete.

Fatih Buzgan
2:44 Marathoner & Online Running/Triathlon Coach
http://www.fatihbuzgan.com

26 Ekim 2017 Perşembe

Lake Garda Maratonu Raporu - Umit Ergun


Lake Garda maratonu

İlk yurt dışı Maraton yarış deneyimim;

Uzun bir ara verdikten sonra 2015 yılı haziran ayında tekrar başladığım atletizm yaşantımda bu güne kadar 6 kez maraton, 8 kez yarı maraton koştum. En son istanbul ve sonrasındaki antalya maratonu için hedefim 3 saatin altında maraton koşabilmekti. Çeşitli sebeplerden dolayı bunu başaramamıştım.

Gectiğimiz yildan beri bir yurt dışı yarışı koşmayı istiyordum. Fatih hoca hem iklim hem ulaşım hem de keyifli bir parkur olması acısından Garda maratonuna katılmamızı önerdiğinde tereddüt etmeden kabul ettim. Daha sonra 2 arkadaşımız da bize katıldı. Fatih hoca ilk günden son güne kadar bütün organizasyonu planladığı için hic sıkıntı yaşamadık. Konaklama, antrenman yeme-içme bütün detaylar ile kendisi bizzat ilgilendi. İstanbul'dan Milan Bergamo hava limanına uçak ile ulaştığımiz gün Bergamo'da konakladık. 2. Gün tren ile Pescheria del Garda'ya oradan da Garda'ya otobüs ile gittik. Gerçekten hem manzara hem doğa hem de iklim olarak harika bir yer. Sokaklar temiz, insanlar kibar, sessiz, huzur dolu bir yerleşim yeri. Turistik bir bölge olduğu icin bol bol turist vardı. Yarıstan önceki gün yarış kitlerimizi alıp son hazırlıklarımızı yaptık. Konakladığımız yer yarış alanina sadece 200 metre mesafede olduğu için hiç stres yaşamadık.



Yarış saat 09:30 da başlamasına ragmen hava serindi. Bu yarış benim için ayrı bir önem taşıyordu. İlk yurt dışı maraton yarışımda ilk kez 3 saat altında koşmayı çok istiyordum. Bu yüzden biraz gerginlik vardı. Start ile birlikte Fatih hocanin bana verdiği talimatlar dahilinde yarışa başladım. İlk 2 km de önümde epey yarışcı vardı. Ben tempomu bozmadan koşu parkurunun manzarasını seyrederek koşmaya devam ettim. Yaşanası harika bir yer. Huzurlu, temiz ve yemyeşil. Manzara eşliginde hızımı kontrolü bir sekilde arttırarak 13.5 km dönüşünden dönüp Torbole yönünde finish noktasına doğru koşmaya devam ettim.10 km'den itibaren peşlerine takıldığım 2 Italyan yarışcı ile birlikte 21. Km ye kadar birlikte koştuk. Sonrasinda yavaş olan arkadaşı gecip önümdeki diger yarışcıları yakalamaya koyuldum.

Parkurda kimi zaman büyük bisiklet grupları ile karşılaştık. Parkur Garda gölünün sahili boyunca tatlı iniş ve cıkışları olan asfalt bir parkurdu. Ara ara tünellerden gectik. Hava sıcaklığı 20 derecelere ulaşsa da güneş arkada kaldığı için hiç rahatsızlık yaratmadı. 30. Kilometreye geldiğimde yorgunluk hissi de inceden başlamıştı. Ama hedefime odaklanıp koşmaya devam ettim. Su istasyonlarının hiç birini atlamadan firsat buldukca su icmeye çalıştım. Acik bardakta su verdikleri için suyun bir kısmı bardağı kapar kapmaz dökülüyordu. Kalan bir yudum suyu icip vücudumu serinletemeden bardağı atmak zorunda kaldım.



40. Kilometrede heyecanım doruktaydı. Artık finish noktasındakı anons ve müzik seslerini duyabiliyordum. Son 2 km bitmek bilmiyordu. Gözüm sürekli saatimdeydi. Finishe uzanan son dönüşü gectigimde kalabalığı gördüğümde bütün gücümle koşmaya başladım. Parkur 250 m daha uzun çıkmasina rağmen 3 saatin altında koşmayı başarmıştım. İlk yurtdışı maraton yarışımda ilk kez 3 saat altında koşmanın keyfi ve mutlulugu ile bir süre dinlenip Garda gölünün buz gibi soguk sularında serinledim.



7. Maratonumda , koştuğum en güzel parkurda en iyi derecemi elde etmenin mutluluğunu hala yaşıyorum. İyiki gitmişim diyorum.

26 Eylül 2017 Salı

Suunto Saatlerdeki EPOC ve PTE verileri



Koşucular arasında giderek yaygınlaşan gps'li antrenman saatleri arasında Suunto’nun da birçok başarılı modeli yer alıyor. Her marka, aynı veriyi farklı isimlendirip akılları karıştırabiliyor. Tabi bazen diğer marka ve modellerde olmayan veri detaylarını da görebiliyoruz. Bizlere antrenman planlamasi ve analizinde faydali olabilecek verileri dogru anlamamiz onemli. Şimdi Suunto Ambit serisinde yer alan EPOC ve PTE ifadelerini açıklayacağım;
Suunto_EPOC
EPOC, açılımı Excess Post-Exercise Oxygen Consumption olan, Türkçe’si Aşırı egzersiz sonrası oksijen tüketimini ölçüp bize bu veriyi sağlayan terimdir. Diğer deyişle, Yorgunluk veya Fizyolojik Egzersiz Yükü olarak da açıklanabilir.
Koştuktan sonra toparlanmak için vücudunuzun ihtiyaç duyduğu oksijen miktarıdır ve EPOC değeri, süreden ziyade, efor artışı ile orantılı olarak artar.

Peki EPOC’a bakıp neye karar vermeliyiz?
EPOC değeriniz ne kadar yüksek ise, o kadar dinlenmeye ve kendinize daha iyi bakmanıza ihtiyacınız vardır.
Suunto_Epoc_Analiz
Düşük yoğunluklu/eforlu kısa ve orta mesafeli antrenmanlarda EPOC değeri çok yüksek çıkmayacağından biraz dinlenme ile işinize ve antrenmanlarınıza devam edebilirken, yüksek eforlu (VO2maks’ın %100’ünde) 15 dakikalık bir çalışmada veya VO2maks’ın %80’inde yapılan 45-50 dakikalık bir koşuda bile EPOC değeriniz çok yükselecek ve uzun + kaliteli bir dinlenmeye ihtiyacınız olacaktır.
Üstteki grafik, bize EPOC’un faydası hakkında iyi bir fikir veriyor. Grafikte EPOC, 125 civarındayken yazılı olan uyarıya dikkat edin; Agresifçe, çok sert antrenman yapıldığını söylüyor. Sürantrene ihtimali ve sakatlık riski çok yüksektir. Burada 125’e ulaşmış olmanız değil, nasıl bir grafikle (ne hızda) ulaşmış olmanız belirleyicidir. Bir yanındaki eğride gördüğünüz üzere yine 125 seviyesine ulaşılmış fakat bu ideal bir antrenman programlamasıyla erişilmiş olduğundan sorunsuz bir gelişim elde edilmiştir. Altta 50 seviyesinde gördüğünüz eğri ise, çok fazla kolay ve gelişmemize katkıda bulunmaya antrenmanlar yaptığımızın göstergesidir.
PTE
Garmin’lerde TE diye isimlendirilen bilgi ile aynıdır. PTE, Personal Training Effect’in kısaltmasıdır. Türkçe’si Kişisel Antrenman Etkisidir. Bundaki seviyeler Suunto ile Garmin’lerde aynı durumları açıklar. Örneğin;
1.0 Asgari Antrenman Etkisi (Dayanıklılığı geliştiren çok düşük eforlu çalışmalarda)
2.0 Aerobik Performansı Sağlar. Gelecekte daha yüksek eforda çalışma, daha iyi solunum ve kalp damar durumu için gelişim sağlar.
3.0 Haftada 2-4 defa tekrarlandığında aerobik performansı geliştirir.
4.0 Haftada 1-2 defa tekrarlandığında aerobik performansı hayli geliştirir. En iyi gelişimi elde etmek için, haftada 2-3 defa PTE 1-2 seviyesinde çalışmayı gerektirir.
5.0 Bu seviye, aerobik performansı aşırı geliştirir ancak ve ancak yeterli iyileşme/toparlanma süresi sağlanırsa gerçekleşir. Bu antrenman, çok yüksek eforda bulunulduğunu gösterir ve sıklıkla tekrarlanmamalıdır.
Energy Consumption 

 Türkçe’si Enerji Tüketimidir. % 89 ile 91 doğruluk payına sahip olan ve hem faaliyet esnasında/sonrasında toplam kalori tüketimini, hem de dakikada ne kadar kalori tükettiğinizi gösterir.

17 Ağustos 2017 Perşembe

Sakız Yarı Maratonu Rehberi 2017


Bu yıl 6.sı düzenlenecek olan ve katılımcılarına her yıl aynı büyük keyfi yaşatan Sakız Yarı Maratonu’na ilk defa gidecekler için bir rehber hazırladım. Yarı maraton ismine aldanip benim için fazla uzun mesafe diyerek hemen vazgeçmeyin. Çünkü bu yarışın daha kısa mesafe seçenekleri de bulunuyor.
21.1km
10.5km
5km
1.5km
Gördüğünüz üzere herkese uygun bir koşu mesafesi seçeneği bulunan yarış, aynı zamanda yazin sicaginda antrenmanlarini azaltan, tatile cikan kosucular icin sezonun ilk yarışı olarak bir hazırlık niteliğinde. Böylece bu yarışa katılanlar, 1 hafta sonrasındaki İzmir yarı maratonuna daha hazır bir şekilde giriyorlar.

SAKIZ YARI MARATONUNA KAYIT

Yarışa kayıt şu siteden yapılıyor ve kosuculara 2 dil seçeneği sunuluyor; Yunanca ve İngilizce. İngilizce bilmiyorsanız, bilen bir arkadaşınızdan kayıt için yardım rica edebilirsiniz.

SAKIZ’A GİDİŞ-DÖNÜŞ

Birkaç feribot firması bu rota üzerinde feribot seferi düzenliyor. Ben her seferinde de Ertürk Lines firmasıyla gittim, bir sorun yaşamadım. Biletinizi alırken eğer vizeniz henüz hazır değilse, size biletin kendisi yerine geçici bilet özelliğinde “voucher” (vouçır) belgesi veriyorlar. Vizeniz onaylandığında voucher’ınızı, bilete çeviriyorsunuz.
Sakiz adasina Cesme'den yolculuk cok uzun surmesin derseniz, onerim yuksek hizli katamaran secenegi.

Adanın şimdiye kadarki gördüğüm en güzel yeri ve plajı Emporios, sadece araba ve google map ile ulaşabilirsiniz ama buna değer.

VİZE

Avrupa Birliği ülkeleri ve Amerikan vatandaşları ile “Yeşil” pasaport sahibi Türk vatandaşları için vize gerekmiyor.
Diğer tüm pasaport sahipleri için 2 seçenek var;
1) Kapı Vizesi (Sakız adasına yapılacak seyahatlere özel, 2-3 gün gibi çok kısa süre geçerli, belge olarak sadece pasaport, feribot gidiş-dönüş bileti ve otel rezervasyonunun çıktısının yeterli olduğu en kolay vizedir)
20 euro feribot biletini aldığınız firmaya verirsiniz, onlar evrakınızı Sakız gümrüğüne iletirler.
Sakız adasında feribottan inince uzun bir kuyruğa girersiniz ve 35 euro (NAKİT) ödediğinizde kapı vizenizi pasaportunuza yapıştırırlar.
Toplam maliyet : 55 euro (geçerlilik süresi 2-3-en fazla 15 gün)
2) Schengen Vizesi (Bütün Schengen ülkelerine girişte geçerli vizedir. Çalışıyorsanız işyerinizden bir sürü belge, banka hesaplarınızdaki parayı gösteren hesap cüzdanları, adınıza kayıtlı araba ve/veya ev varsa ruhsat veya tapusu, biyometrik fotoğraf (20-30TL),en az 6 ay geçerli pasaport, otel rezervasyonu çıktısı, feribot bileti, en az yurtdışında bulunacağınız süreyi kapsayan yurtdışı sağlık sigortası (120-150TL), Schengen vize ücreti (60eu), Vize hizmeti ücreti (60TL), Öğrenciyse öğrenci belgesi)
Dikkat: Pasaportunuzda önceden Kuzey Kıbrıs’a giriş-çıkışınız görünüyorsa, Yunanistan’a ve adalarına asla giremezsiniz. Sakız öncesinde Kuzey Kıbrıs’a gidecekseniz, nüfus cüzdanınızla gidip ülkeye girin, böylece istediğiniz zaman Yunanistan’a ve adalarına pasaportunuzla girebilirsiniz.
Vize basvurunuzu ister sahsen, isterseniz hizmet ucreti odeyerek feribot bileti aldiginiz firma araciligiyla yapabilirsiniz. Sakiz yari maratonunun duzenlendigi tarihler, turizmin en yuksek sezonuna denk geldigi icin sizin gibi yuzlerce ziyaretcinin basvuruda bulunacagini dusunerek vize basvurunuzu 20-30 gun onceden yapmanizi oneriyorum.
Adanın kendine has yerlerinden birisi olan Pirgi’deki dar ara sokaklardan birinde yürüyorum, evleri desenli ve şirin.

KONAKLAMA

Sakız Adası, yaz aylarında hayli kalabalık olduğundan, otel rezervasyonunuzu önceden yapmanız lehinize olacaktır. Kalacak otel seçiminde yarış startına yakınlık şart değil çünkü yarış organizasyonu, yarış sabahı şehir merkezinden (Yarış çiplerinin teslim edildiği Sakız belediye binasının önünden) katılımcıları start noktasına otobüsle ücretsiz götürüyor.
Şehir merkezindeki seçeneklerden birkaçı;
  1.  Chios Rooms (en ekonomik seçenektir, merkezdedir.)
  2. Holiday Studios Rooms (40eu/1kişi, kahvaltısız, sessiz ve en merkezi yerdedir)
  3. Diana Hotel (70-77eu/2kişi, kahvaltı dahil, en merkezi yerdedir)
  4. Morning Star (64eu/2 kişi, kahvaltı dahil, merkezden 4km uzakta olan Kambos’tadır)
  5. Grecian Castle (90-118eu/2 kişi, kahvaltı dahil, merkezden 1 km uzaktadır)

ADA İÇİ ULAŞIM

4-5 kişi beraber gidilecekse araba, 2 kişi beraber gidilecekse scooter kiralanabilir. Benzin orada daha ucuzdur ve kiralanan araçlar kolay kolay sorun çıkarmazlar, çıkarsalar bile yardımcı olurlar. Siz trafik ve park kurallarına uyun, yeterlidir :)

ÇİP DAĞITIMI

Merkezdeki sakız belediye binasında yapılıyor. Kayıt ücretiniz ulaşmamışsa orada ödüyorsunuz. Çip, forma ve göğüs numaranızı alıyorsunuz. Bunun dışında zengin icerikli bir yarış öncesi kiti de veriliyor. İçinde;

  1. Adaya adını veren damla sakızlı sakız
  2. Maden suyu
  3. Makarna
  4. Sakız reçeli
  5. Adada yetişen otlardan hazırlanmış karışık bitki çayı
  6. Sakızlı kağıt helva
  7. Damla sakızlı kahve
  8. Poğaça
  9. Yöresel içki Uzo veya benzeri bir içki
  10. Damla sakızlı şekerler

MAKARNA PARTİSİ

Yarışın makarna partisi, yarıştan önceki akşam çiplerin dağıtıldığı merkezden yine ücretsiz otobüs kaldırılarak başka bir yere götürüldükten sonra orada veriliyor. Fakat parti geç bittiğinden, ben şimdiye kadar hiç o partiye katılamadım. Yeterli uyku aldığınıza emin değilseniz partiye katılmayın fakat uyku eksiğiniz yoksa partiye katılabilirsiniz.

YARIŞ PARKURU

Yarışın başlangıcı ve bitişi aynı yerde ve tüm yarış Thimiana ilçesinde gerçekleşiyor. Start verildikten sonra yaklaşık 1km boyunca yokuş aşağı koşulduğundan harika bir ısınma süreci yaşanıyor ve bitişteki tatlı tırmanışla parkur dengelenmiş oluyor. Bu kadar sıcak bir tarihte yapıldığı için organizatörün kendisi de koşucu olduğundan, koşucuların sağlığını düşünerek sabah 8:00 gibi erken bir saatte yarışı başlatıyorlar. Parkurun çoğunluğu asfalt ve kasaba evlerinin ara sokaklarından geçiyor. Kilisenin de önünden geçildiğinden, Pazar ayinine katılmak üzere evinden temiz pak çıkmış şirin teyzelerin yürümekte olduklarına şahit oluyorsunuz. Bazı muhit sakinleri evlerinden size tezahürat yapabiliyorlar. Parkurda birkaç noktada su dağıtılıyor, hatta bana bir seferinde su masasında “sıcak mı soğuk mu?” diye soran bir yarış gönüllüsü oldu ki, suyu almayı ve yarışmayı bırakıp “vay benim canım kardeşim!” diye sarılıp öpesim geldi.
Parkurda bir iki kısa tırmanış bulunuyor, buralarda fazla coşmazsanız dengeli bir hızda ilerleyebiliyorsunuz. Bir yerde çok kısa bir süre için bahçeye benzer bir yere giriyorsunuz, orada ayağınız toprak görüyor, onun dışında çoğunluk (%98) asfalt.
Yarış, çiple kayıt edildiği için sıralamaya dair sorun çıkmıyor, adaletli bir yarış ortamı sunuluyor. Eskiden yabancılar kategorisi de vardı, artık genel klasman ve yaş grupları kategorileri olarak değerlendiriliyor.

BİTİŞTE VERİLENLER

Finish noktasında Türkiye’deki yarışlardan alışkın olmadığınız şekilde,
  1. Muz
  2. Soğuk izotonik içecek
  3. Soğuk su
  4. Dondurma dağıtılıyor.

Bir adada yapilan bir yaris icin her detayinda ozeni hissettiren Sakiz Yari Maratonu'nu herkese tavsiye ediyorum. Bu yil 6.si yapilacak olan, artik geleneksellesmis, istikrarli bir basariyla her yil katilanlari fazlasiyla memnun eden yarisin organizatoru olan Michalis Simiriotis dostumuza cok tesekkur ediyorum.

Sakiz Yari Maratonu icin yaninizda goturmeniz gerekenler listesini de paylasayim, orada zorluk cekmeyin :)
1) Pasaport ve vize
2) Nakit Euro (Bankamatik veya kredi kartinizi oradaki atm'ler yutabilir, dikkat edin :)
3) Varsa 2 cift kosu ayakkabisi, 2 kosu sortu ve askili forma, kadinlar icin sporcu sutyeni, kosu coraplari
4) Kosu saatiniz, yoksa cep telefonunuz, sarj aleti ve Turkiye'deyken acilmis olan roaming ozelligi
5) Gunes gozlugu, gunes koruyucu sut, nemlendirici krem, vazelin, bepantene krem, aspirin
6) Plaj havlusu, terlik, yuzme gozlugu, sapka
7) Sort, Hawai gomlek, boyun zinciri (saka :)
8) Otel rezervasyonu ciktisi, feribot bileti gibi onemli kagitlar
9) Su matarasi veya hafif termos
10) Biraz Ingilizce/Yunanca ve medeniyete destek :)

19 Mart 2017 Pazar

2:47 SEOUL INTERNATIONAL MARATHON RECAP


It was a very long and cold winter I had to deal with. As a person having moved to Seoul from a very warm, sunny mediterranean city and having around 9% of total body fat had made me feel like I was living in an igloo with a bare body.

Back in my hometown, this was the way we used to dress for running even at 5-6a.m. in the morning

That's why I couldn't have had a higher mileage, nor had enough long runs before the race. But this was a marathon! You cannot just jump to the start line with no long run under the belt and enjoy the entire the race. You would suffer without an enough long run, I guarantee it. So I had to squeeze my last long run (40km) on Monday within the race week, which was nonsense to many experienced runners. Well, as a running coach, I should remind every runner to focus on the running amount of time, rather than the distance. If one thing I've mastered was the marathon training, the other one was the flawless recovery as I like to pay attention on countless details taking important place in running. Also, the deep tissue sports massage I had (thanks to my girlfriend) the day before the race helped me to recover quicker and felt me stronger. So, I did everything I was supposed to before the race and showed up at the race area as the first member of the SeoulFlyers running club of which I became its fitness director in the last months.

Everything was looking like being organised well. How couldn't it be? It was the world's second oldest marathon after the Boston. Even the A, B, C, D, E runner sections' guides were at their locations 1.5 hour before the starting time. I had read that the trucks for the bag drop would promptly leave at 7:30 a.m. I stripteased and dropped my bag 1 hour 15 minutes before the start. I was shivering in my super breathable race singlet! until Sarah offered to give her jacket to me. How nice she is, as being cheerful as well. We had our group photo, then I wanted to accompany my hardworking trainee David to make sure his pre-race routine was in the way it was supposed to be. So we dropped his bag, waited in the line for the toilet, then did a 1 mile easy warm up on the concrete sidewalks around the race place. We wished luck to each other and I went to the A corridor, found a good spot among many fast runners. Oh, I've forgotten to put my heart rate band that I've left in my bag on. It's late to go back and run after the trucks that were already left. While waiting for 20 minutes there, I knew that my need of going to pee was going to become an issue at some point of the race. In few races in the past, I could have peed while running but that kind of multi tasking wasn't fun and not easy either!

So, I changed the plan, skipped the water stations until I took gels. I had to skip and that strategy had always worked but a new issue had occurred; The first 5 km I felt a tension and pain on my upper achilles tendon (aka calcaneal tendon). That might cost the entire race, I wouldn't risk. So, I listened to my body, paid more attention on my footing, landing and the ground. I set my mind to not to increase the speed, go by feeling instead. It was also headwindy then. So, I found a 190cm tall Korean warrior looking guy to draft for few kilometers behind him. He liked my pace when I appeared next to him and he followed me loyally for a long while (probably for 8km), until he picked up his pace and I let the skyscraper boy go. I was alone then, oh lonely boy with so many master runners who had started 5 minutes before our A group. It was around 20 km point, so I knew I was going to run the rest with my own motivation then. I kept listening to my body, didn't have any tissue pain but testicle pain due to holding my pee for a long while and adding more water by taking sips from the cups I grabbed at water stations. That was not fun at all but it reminded me of my previous 2 Leipzig marathons where I had had same experiences (due to coffee consumption and another reason). I didn't repeat myself this year but the outcome was the same! Every time I passed by feeding stations, I laughed seeing "Choco mallows" (in Germany, it was called Schokoküsse), the sweets of my childhood were given to the runners :)


Choco mallow


Sometimes we have to just stay positive even in the worst case, just to be able to survive and complete what we started. So, I told myself, this full bladder is going to hold your pace back from an over-ambitious level and will let you pace yourself better, even though I was already good at pacing myself in long races. There were people at every section of the course, so peeing wasn't an option for me ( I thought of stopping while passing under a tunnel but then gave up), people were cheering me up while I was running around 15.5-16km/h speed with a smiley face. How could I stop?

Seoul Flyers Cheer Squad Angels

How would I disappoint the SeoulFlyers Cheer Squad waiting at km36 patiently for hours just to send us their good energy? I love you guys. How could I disappoint my trainees as their coach giving up from the distance I was experienced at?



Show must go on, you've a load to carry till the finish line and dance there! As I held my effort and pace back in most of the race, it let me to feel "great" after km 35 where majority of the marathon runners start to hit the wall and slow down. After km 37, I switched on the "race mode". Even though there was going to be some climbing ahead, I should have been able to get another sub 2:50, according to my body and my watch was saying. The increased temperature was so good for my soul while it was too hot for many other runners. As I increased my speed, the audience was able to notice the difference of the effort I was able to apply while overtaking many exhausted runners and I received some good energy from few people then. Km 38 and 42 had climbs which was my talent (grade adjusted pace for km38= 3:35, for km42= 3:14) but I didn't know about the course. It was my first time there, for e.g. I didn't know that we were supposed to run almost a lap at the track right before the finish, but all happened in fast motion with many quick decisions. A youngster 10km runner was inspired and became competitive in the last 50 meters and challenged me made the officials laugh since they noticed I was finishing a marathon distance then. I finished with a 400 meter sprint at the track (3:02 average grade adjusted pace), felt great, tried to lower my heart rate while keep jogging in the crowd and found my way to the post race services.



The post race kit was containing a banana, a cream filled pastry, that choco mallow! I couldn't have during my race and a medal. Another nice feature was Pocari Sweat brand's photo shooting of you with your race time on a digital panel in front of you and getting quickly printed photo of you on a can of pocari sweat drink.

It was the unofficial time taken as a reference from my watch, official time 2:47:12

I had to drink that fluid as I desperately needed minerals then but I'm going to save that can with a photo of mine on it forever! I met Lynne after a while. She had started from another location with my successful 10k runner trainee Katie who performed very well, despite the unhealthy air pollution level and some leg pain.

Lessons taken, experience gained, while it wasn't a PB, another good race performance would remain in my mind for a while until I would perform better. Thanks for everyone who helped this huge, nice, peaceful sports event to happen, also special thanks for my strong half marathon runner trainee Tobias sponsored my race registration, Jihwa for helping with the registration and distributing the race kits, Zeny and Ron for hosting the pre-race pasta party social event, Eunjin for taking our photos, Eunjai, Junga, Ari for their cheer up support for all of us and for who else I might have forgotten to mention their names here. Thanks again.

Fatih Buzgan
Online Running & Triathlon Coach
http://www.fatihbuzgan.com (Personal Coaching Website)
http://fatihbuzgan.blogspot.com (My articles)

7 Mart 2017 Salı

Aci Gercek: Maraton Kosmak Oldurmuyor



85 yasinda 3:56 maraton kosan Ed Whitlock

Maraton kosmak oldurmuyor. Bunun neresi aci bir gercek olabilir? Ne kosu sporunu, ne maratonu taniyan halka bu degerli spor bransi (ve hatta tum spor branslarinin atasi), basin tarafindan mutlaka olumsuz yonleriyle tanitiliyor. Iste bu, bu tur insanlar icin aci bir gercek. Bir gun bir gazetenin son sayfasinda "kosmak sagliga zararli" basligiyla sig bir sekilde ele alinmis bir yazi goruyoruz, diger gun bir gazetenin 3.sayfasinda "maratoncunun feci olumu" basligiyla bir haber okuyoruz.

92 Yasindaki Maratoncu


Hepsinin verdigi mesaj su: "Spor YAPMAYIN, sakin KOSMAYIN, suruden ayrilmayin, yeni bir etkinlik denemeyin, zararli cikan siz olursunuz". Olumsuz bilgi ve enerji, basin araciligiyla hizli bir sekilde toplumda yayiliyor ve kisa zamanda kosu sporuyla tanisma SANSINI yakalamis, dogduktan 35 belki 45 yil sonra bedenini kesfetmeye baslamis, hayatinda ilk defa hucrelerine kadar tum dokularina yatirim yapabilme firsati bulmus, serotonin hormonunun (yani mutlulugun) aslinda ucretsiz ve kendi kendine salgilayip, hayattan zevk de alinabilecegini deneyimlemis, ne botoks, ne liposuction (yag aldirma), ne bir kismi ter kokan ve uyelerinin cogunlugunun partner aradigi spor salonu uyeligi gibi masraflardan kurtulmus (kaliteli salonlari ve uyelerini tenzih ediyorum), ozetle genclesmis, kaybettigi yillari geri kazanmaya baslamis olan yeni sporcuya bu olumsuz haberler dar goruslu arkadaslari tarafindan iletiliyor; "Elimde kapi gibi haber var, gazetede yayinlanmis bilimsel makale var.!Sen hala 45 yasina basmis, esek kadar adam olmus, aile babasi kisacik sort giyip anlamsizca kosuyorsun, yollarda olup kalacaksin, olan bize olacak, arkandan uzulecegiz, yahu git isine, ise yarar bir seyler yap!"

Bu tur arkadaslardan hizla uzaklasin, mumkun oldukca az gorusun, spor yapmaya devam ettiginizi bilmesinler. Cunku hicbir firsatta spor yapma isteginizi, cesaretinizi oldurmek icin tum degerli zamanini ve enerjisini harcamaktan cekinmeyeceklerdir.

105 yasindaki maratoncu. Kosmaya 81 yasinda basladi. Kaynak: ESPN

Her konuyu yuzeysel bakis acisiyla degerlendirmeye calisilan toplumlarda, elbette kosu sporu da hayatinda ya hic kosmamis, ya da bir iki defa kostuysa, bunu tamamiyle bilimden uzak bir sekilde, kendine iskence edercesine, yapilmamasi gereken ne varsa hepsini yapip, bu bir iki denemede kendisini basariyla spordan sogutmus kisiler tarafindan sig bir sekilde elestirilecektir. Gercek hayattan ornek vereyim; Hayatinda bisiklet ve dusuk hacimli motora sahip motosiklet kullanmamis birisine Suzuki Hayabusa kullandirirsaniz, 2 tekerlek uzerinde 300km hizin uzerine cikabilen bu aracla %99 ihtimalle kisa zamanda buyuk bir kaza yasayacaktir ve basinda "yaris motoru kullanimi erken olduruyor" dusuncesini zihinlere yerlestirecek bir baslik ve icerikle haber olarak karsiniza sunulacaktir. Prospektus okuyamayan, farmakoloji bilgisine sahip olmayan, fakat birbirine agri kesici recete eden insanlardan, "kosu yolu yaptik" diye boburlenen, fakat beton zeminin kosucunun en buyuk dusmani oldugunu bilmeyen yoneticilerden bahsediyoruz. Yilda 500 sportif makale okuyan, 28 yillik sporcu ve yillarin antrenoru olarak sirf kosunun kardiyovaskuler, anatomik ve fizyolojik etkileri uzerine yazilmis duzinelerce "olumlu" makale okudum, hala okumaya devam ediyorum ve bunun sonucunda literaturde ulasilan genellemeyi sizlerle paylasmak isterim;

Kosu sporu, bilimsel bir sekilde yapildigi muddetce zararin aksine bircok yonden vucuda fayda saglamaktadir. 

Ben de dahil olmak uzere hepimiz bu tur ölümlü haberlerden etkileniyoruz, cunku halk bu tur haberlerle zaten taninmayan veya yanlis taninan kosu sporu ve maraton bransindan soguyor. Lutfen kosuyu, bedeninizi, sagliginizi ciddiye alin, onemseyin, kosu sporu icin ozel olarak uretilmis kiyafetleri ve ayakkabilari giyin (700TL'ye aldiginiz suslu kosu ayakkabisi icine pazardan aldiginiz pamuklu corabi giyerseniz, kosu hayatiniz ilk haftada sona erebilir v.b.), kosu oncesi, esnasi ve sonrasinda izotonik icecek tuketiminize hayati onem verin (ki, kosuya dair olumlerin cogu asiri sivi kaybi ve mineral eksikliginden olusan kalp krizi yuzunden gerceklesiyor), bir konuya ozel yazilmis makaleyi birden fazla kaynaktan okuyup farkli bilgileri kiyaslayin. Karar veremediginiz sonuclar ve cevaplayamadiginiz sorular olursa spor bilimcilere, spor fizyolojisi uzmanlarina, kendisini yenileyen antrenorlere danisin.

Herkese saglikli kosular diliyorum.

Fatih Buzgan http://www.fatihbuzgan.com
Online Kosu ve Triatlon Antrenoru, 2:45 Maratoncu


9 Ocak 2017 Pazartesi

Fatih Buzgan Signature Fartlek


Most of the runners know about all the workout types, including fartlek, means speedplay in Swedish. Runners do fartlek workouts mostly in short splits, like 200mt fast, 300mt moderate, 500 slow, 300mt fast, etc.

Any kind of fartlek workout has benefits on running performance for sure but when it comes to marathon training, the details of any workout become much more important, especially the key workouts.

As it provides different intensities in different lengths, fartlek runs aren't as much demanding as tempo runs, intervals and race pace long runs but still you can make a fartlek session as hard as one of those I just mentioned.

Shorter distance burst speed workouts don't help much for a 42.2km/26.2mile runner, unless you are able to do 40 x 400s, which doesn't even take place in many mortal marathon runner's knowledge. So what is the good distance in a fartlek/speedplay that can be helpful for a distance runner?

1km repetitions are long enough to help improving the endurance, yet short enough to improve agility. Okay, 1km reps are beneficial, what about the rests? It all depends on the intensity you apply in each 1km burst and how many times of 1km reps you will be doing. That's a speedwork/interval session's topic but our focus is on fartlek runs and I find 1km reps with 1km rests very helpful for marathon (also for half marathon) runners.

Isn't a 1km rest too long for 1km fast split? Well, the rest/recovery isn't like the one in your mind I'm meaning here. Let me share some numbers, so it becomes more clear;

If you are capable of running 1km fastest in 3 minutes, then you can 1km repetitions by slowing this down to 3:15, if you want to increase the repetitions, you can slow it down to 3:30 and your rests can be 2 minutes if you are familiar with this workout, or same amount of time with the fast parts in the rests if this is new to you. This is a speedwork's content, we are talking about fartlek and 1K fast, 1K slower fast will be much more helpful for physiological improvement, less hurting (for your joints and muscles).

I don't support writing a workout plan for public as everyone needs a personalized/tailored training plan but to give you an idea, I'm going to share my fartlek session's contents with you;

Fatih Buzgan Signature Fartlek

2km warm up (60-65%maxHR), 3km warm up if the temperatures are below freezing point.
1km on (3:30 to 3:49 pace/km, depending on the incline/decline and wind)
1km off (3:56 to 4:05 pace/km, same criterias above apply)
1 to 2km cool down.

The repetition quantity of the "1km on" depends on your current physical capacity. If you aren't familiar with this type of an intense workout, you may start to try 1 x 1km on, 1 x 1km off, then increase the repetition every week (or every other week, depending on the rest of your workout load in your week).

What is the purpose and benefit of this specific workout? (Always ask this question to yourself or to your coach)

Running at or right below your lactate threshold (82-88%maxHR) aka "Comfortably Hard" (the speed that you can run an hour long) is very beneficial kind of a workout. Here we stress the body not that long (1 hour) but with more sustainable fast rests in between, we increase the fast running time by letting the heart rate go a bit lower than the fast splits, but still almost as high as we may experience in a race.



A slower runner would do it like (After 2km warm up as always), 2 x 1km on (4:45 to 4:59 pace/km), 1km off (5:05 to 5:15 pace/km), 1km cool down.

This is much doable than trying to do a sustained tempo run. Because tempo runs are already tough and sustaining the same high speed/intensity makes it even harder for many runners but running for 1km at or slightly above your lactate threshold and then running the next km below your threshold makes your workout both more doable, less impact on your joints and muscles and more fun with varied speed under your control.

Also, if you find the fast split a bit tiring for the distance you were planning to cover, then go at "off" mode for 2km, instead of 1km. There is nothing wrong with fine tuning your fartlek session due to the given current conditions and your feelings during the workout.

Here is my own fartlek session for you to browse and analyse.
Good luck!

Fatih Buzgan
Online Ironman triathlon & marathon coach
http://www.fatihbuzgan.com

8 Ocak 2017 Pazar

20 Gunde Nasil 8000TL Kazandim?



Bu tarz basliklar cogunlukla abartilarak (yalan soylenerek) dikkat cekmek amaciyla yazilir fakat beni taniyanlar bilir. Cok kelimesini bile gereksiz kullanmamaya ozen gosteren bir dilbilimciyim. Anadilini bu kadar yozlastiran bir kalabaligin sebep oldugu bu durumdan rahatsiz oluyorsak, dogru yazmaya gayret edip iyi birer ornek olmaliyiz. Baslikta ne yaziyor? "20 Gunde Nasil 8000TL Kazandim?" Yazimda tam da bunu aciklayacagim, ancak biraz sabretmeniz gerekecek.

Eger 30 gun bu sekilde calismaya devam etseydim/edebilseydim, o vakit 8000TL degil, 10.000TL kazanmis olacaktim fakat ben 20 gun calistim ve bu kadar kazandim. Belki siz daha sanslisinizdir veya daha caliskansinizdir ve bu sayede daha fazla da kazanabilirsiniz, ANCAK oncelikle bunun icin Turkiye disinda olmaniz gerekiyor. Ilginc degil mi? Turkiye'de ayda 10.000TL kazanan kimse yok mu? Bu miktari gunde kazanan bile var elbette, fakat buradaki kazanc yolu hak ederek, kimsenin hakkini yemeden, adil bir sekilde, kimseye yalakalik etmeden, kimsenin ayagini kaydirmadan kazanma seklini kast ediyorum. Turkiye'de de mutlaka hakkiyla bu kadar parayi her ay duzenli olarak kazanabilen bireyler vardir, onlar ne sansli insanlardir! Cunku azinliktalardir. Sansinizi artirmak istiyorsaniz, ulke disinda olmaniz onemli bir kriter.

Sosyal medyada ticari fakat ucretsiz bir sayfa olusturdum, her firsat buldugumda bu is sahasi ile ilgili ozgun gorsel veri kaydettim. Reklamlara ayirabilecek bir butcem yoktu, bu yuzden ucretsiz yolu tercih etmek zorundaydim. Zaten yabanci bir ulkede, duzenli geliri olmayan bir turist idim, o zaman reklamlara para harcamak yerine, daha sinirli bir ilerleme ve buyume saglayacak olsa da dogal buyumeyi tercih ettim.

Kariyer.net gibi bir sitede, %100 dolu bir profil ve goz doldurucu bir ozgecmise ragmen, gectigimiz 10 yilda basvurdugum onlarca firma arasinda sadece 1 firma (ceviri firmasi) olumlu cevapla benimle iletisime gecmisti. O firma da bana bir sozlesme imzalatip fakslatti ve bir daha da hic iletisime gecmedi ve bes kurus kazanmami saglamadi.

Bunun aksine craigslist sitesine 3 farkli konuda ilan biraktim ve 8000TL kazanmami saglayan musterilerden bir ikisi bana bu ilanlardan biri sayesinde ulasip bana is getirdi.

Peki ne idi bana bu kadar parayi boylesine kisitli bir zamanda kazandiran? Bir kaymakam maasindan bile fazla kazaniyordum ama nasil? Insanin degerinin olmadigi bir ulkeden geliyordum (olsaydi 30 yildir savasta olmamiza ragmen, issizlik, egitimsizlik oranlari dunyanin bircok ulkesine gore cok daha gerideyken kendilerine saray yaptiran, limuzinler alan yoneticileri secmezdik). Aciz sokak hayvanlarini tekmeleyerek buyuyen duzinelerce insan gordum, ebeveynleri boylesine vahsi bir davranisi gormezden gelen bir toplumun ferdiydim fakat ne mutlu ki "sevgi" kavraminin bende onlarca karsiligi olmasini saglayan, bu olguyu en kucuk yastan itibaren bana yasatan ve ogreten bir ailede buyumustum, kosulsuz, ayrimcilik yapmadan, etiketlemeden. Ne bir cama yumruk atip devlet malina zarar verdim, ne bir agaca kalp cizip bir canliyi yaraladigimi farketmeden kendimi tatmin ettim, ne bir sokak hayvaninin kuyruguna teneke baglayip kendime bir canliyi oyuncak ettim, ne de kimsenin zamanini calip hirsizlik yaptim; Hepsi de sevgi bilincinin varligindan geliyordu. Sevgiye bu kadar asina birinin insani sevdigi kadar hayvani da sevmesi dogal ve kolaydi.

O zaman sadece yurt disinda degeri olan hayvanlarin bakimiyla ilgilenmek, bir gelir yolu olabilirdi. Zaten boyle bir meslek vardi, hayvan bakiciligi; Ingilizcesi "petsitting" olan bu is, bircok ulkede hayli yaygindi. Benim de hayvanlarla olan gecmisim, onlari anlamakta zorluk cekmemem, bu konudaki tecrubem, Ingilizce bilgimle de birlesince olumlu sonuclar verdi. Bu arada bu isi Turkiye'deyken de tam 4 yaz mevsimi (8 ay) boyunca yapmistim, "e o zaman niye Turkiye'de hayvanlara deger verilmediginden dem vuruyorsun derseniz", musterilerim sadece yabancilardan olusuyordu, hicbiri Turk degildi.

Ayni yabanci musterim Turkiye'de 3 yaz boyunca bana kedisini ve evini teslim edip, her defasinda da ayni derecede hizmetimden ve guvenilirligimden memnun kalinca, diger yabanci arkadaslarina da beni onermisti ve 2 farkli yabancinin daha evindeki kedilerin bakimini ustlenmistim. Buna ek olarak baska 2 yabancinin da evindeki cicekleri suluyor ve bunun icin odeme aliyordum. Demistim ya, canliya deger veriyorlar, canlinin turunu ayirmaksizin.

Yurtdisindaki isimde ise, 5 farkli ailenin toplam 9 evcil hayvanina baktim, ikisi haric hepsi de ayni zamandaydi, evet 7 farkli turdeki evcil hayvana ayni anda baktim. Ucu yasadigim evde, digerleri ise kendi evlerinde her gun ve her ogun benden yemek, su, tuvalet temizligi, dolastirma, kosturtma, ilgi, sevgi ve sefkat bekliyordu. Hepsini de elimden geldigince eksiksiz bir sekilde yerine getirmeye calistim. Bir gunde 50 kilometreye kadar mesafeyi kosmus, 350 kilometreyi bisikletiyle katetmis (bu derece yorgunluklari deneyimlemis) biri olarak 7 farkli karaktere, ihtiyaca ve beklentiye sahip hayvanin birer bebek gibi doymasini ve ihtiyaclarinin giderilmesini saglamak inanin kolay degildi. Kendime neredeyse hic zaman ve enerji kalmiyordu. Sabah beni evdeki 3 kopek uyandiriyor, 3'u de acikmis, tuvaleti gelmis bir sekilde bacaklarima sarilip havliyordu. Kahvalti edip dus almadan evden adim atmayan ben, onceligi daima onlara verip, kendimden feragat edip, isimi yaptiktan sonra kendi kahvaltima geciyor, ardindan hemen metroya binip diger muhitlerdeki kedi ve kopeklerin bakimlarini gideriyordum. Yorgun da olsam, onlarin kosmalarini sagliyor, tasmalariyla gezdirirken aniden beni belimden cekip kosturtmalarina bir sey demiyor, anlayis gosteriyordum. Hayvan sevgisi bunu gerektiriyordu. En utangac, gecmisinde iskence gormus, kurtarilmis 6 aylik kopek bile bu surecte ilk defa bir erkekle yakinlasip benimle arkadas oldu, sahipleri onun tuylerinin bile daha parlak hale geldigini, daha cana yakin ve mutlu bir kopege donustugunu soylediler. Bunlar benim mutlulugumdu. Hizmetlerim icin bana para oderken, yaptiklarim icin beni defalarca takdir eden bu nazik insanlar, sayfama da olumlu yorumlar yazarak yeni musterilerin bana ulasmalarini sagladilar.

Para kismi muhim degil, para kazanilir ve harcanir. Insanlar daha ilk bulusma sonrasinda birine evlerinin anahtarini veriyorlar, aile ferdi saydiklari hayvanlarini 2-3 hafta boyunca birine teslim edecek kadar guveniyorlar. O insanlar ne sansli insanlar ki guven duygusunu kaybetmemisler ve ben ne sansliyim ki bu guzel yurekli insanlarla karsilasiyorum. Sizin de guven, kosulsuz ve tur gozetmeksizin sevgi konularina daha cok odaklanip bunu kazanima cevirebileceginiz bir yil gecirmenizi diliyorum.

Fatih Buzgan